Yolda

“Bu adamın mola vereceği yok!” diyor genç olanı. Yüzünü buruşturuyor. Soruyor yanındakine:
“Çok sürer mi dersin?”
Sert sert bakıyor adam genç yolcuya. Bakışıyorlar bir süre. Saatlerdir böyle. Konuşmuyor adam. Bir şey sorulduğunda bakmakla yetiniyor. Arada bir mırıldandığına göre dilsiz değil, diye düşünüyor genç yolcu. Olsa olsa sağırdır. Eğilip yeniden soracağı sıra birden patlıyor adam:
“Ne bileyim be!”
“Aman amca kızma…” Genç daha sözünü bitirmeden:
“Başlarım amcandan.” diyor adam. Yolcular merakla izliyor.
Sürücü: “Hey kendinize gelin!”
Yardımcısına dönerek:
“Git bak ne oluyor orada.”
Yardımcı yerinden deprenmeden; “Boş ver” diyor, “olur böyle şeyler. Birazdan susarlar.”
“Bana öğüt verme,” diyor sürücü. Sürücü, gözlerini yoldan ayırmadan.
“Bunu bir yaptın, bir daha yapma! Anladın mı?”
Yardımcı beklenmedik tepkiden şaşkın, doğruluyor.
Sürücü, yardımcısının önce kızaran sonra giderek gerginleşen güneş yanığı yüzünü inceliyor aynadan.
“Bana bak!” diyor genç yolcu, “Konuşma öyle! Yaşlısın diye ses etmiyorum, karışmam ha! Tövbe töbe!”
Yardımcı araya girerek:
“Ayıptır,” diyor, “bakın herkes size bakıyor.”
Susuyorlar. O arada batıyor gün.
Gece.
Ay doğuyor hışırtıyla.
Hışırtı, motorun sesini aşarak, doluşuveriyor içeri.
Yardımcı içini çekiyor. Bir yola bir yardımcısına bakıyor Sürücü. “Kavgacılar yatıştı mı?” diye soruyor sevecen bir sesle.
“Evet.” Diyor Yardımcı, alıngan, saçlarını düzelterek büzülüyor koltuğa. Hemen uyuyor.
Yolculardan uyuyan, uyumayan oluyor.
Ben mola verilsin istemiyorum.
Ay, ebediyen hışırdasın istiyorum.



Leave a Reply