Yazının seçkin azınlığı: Tek kitabıyla kalanla

Edebiyatta verimin büsbütün nicelikle ölçüldüğü zamanlardan geçiyoruz. Yayın dünyasında artık bir yazar kitap yayımladıkça, ‘göründükçe’ var olabiliyor. Yayımladıkları tek kitapla bugüne kalabilen, sesini yılların ötesine ulaştırabilen şairler/yazarlar üzerine hazırladığımız dosya, bu yanılsamaya bir tepki olarak da okunabilir..

Ancak bilinmeli ki, bir tepkiden çok, edebiyatta mütevazılığın erdemine ve vefanın gereğine inanışımız böyle bir dosya hazırlamaya itti bizi.

Marguerite Duras, “Yazmak aynı zamanda susmaktır. Konuşmamaktır.” diye yazmıştı. Bugün pek itibar görmese de soylu edebiyatın temel tavırlarından birine işaret ediyor bu aforizma. Zira edebiyat tarihinde az yayımlayıp çok etki bırakanlar daima sıra dışı bir saygınlık görmüşlerdir. (Hatırlanacağı gibi, Robert Musil ise ünlü yapıtı Niteliksiz Adam’la ‘verimsiz yazar’ düşüncesini yüceltmiş, neredeyse efsane haline getirmişti.) Türk edebiyatında da, geride belli bir türde tek kitap bırakmış olmasına karşın derin etkiler bırakmış edebiyatçı türüne iyi örnekler var. Bu tavır, yani tek kitapta kalmak, ya ret duygusuyla tercih edilmiş ya da ölüm sebebiyle buna mecbur kalınmış. Bir de Yahya Kemal gibi, hayattayken şiir kitabı yayımlamayıp da ölümünden sonra kitaplaşan şiirleriyle büyük kırılmalara yol açan ayrıksı örnekler var, ki bunları bahsimizin dışında tutuyoruz.

Tek kitabın uzun yankısı dendiğinde, şiirde öncelikle iki isim gelir akla: Ahmet Muhip Dıranas ve Ahmed Arif. Çağdaş Türk şiirinin bu iki köşe taşı, adları akımlarla değil de kendilerine has poetikalarıyla anılan, şiirleri bütün bütün farklı iki mecrada akan şairler olarak bilinir. “Köpük” şairi Dıranas’la “Terk Etmedi Sevdan Beni” şairi Ahmed Arif’i buluşturan nokta, yalnızca birer şiir kitabına sahip olmaları. Dıranas, “Şiirler” adlı kitabıyla; Ahmed Arif ise “Hasretinden Prangalar Eskittim” ile bugünün okuruna ulaşıyor hâlâ. İki kitabın da yeni basımları yapılıyor, dahası -ve en önemlisi- iki şairin sesini de hâlâ bugünün kimi genç şairlerinde duymak mümkün. Bir şairin “hâlâ” yaşadığının en önemli göstergesi bu olsa gerek. Yine tek şiir kitabı yayımlayan Ahmet Hamdi Tanpınar ise farklı bir kaderle, Türk edebiyatındaki sarsılmaz konumunu düzyazılarıyla kazandı.

Şiirimizin iki genç öleni
Türk şiirinde iki şair var ki, kaderleri de isimleri gibi sık sık birlikte anılır. Bunlar, 24 yaşında ölen Muzaffer Tayyip Uslu ile 22 yaşında dünyaya veda eden Rüştü Onur’dur. 1920 doğumlu Rüştü Onur, hastalandığı için liseye devam edememiş, tedavi için geldiği İstanbul’da veremden ölmüştü; ama kısacık yaşamına güzel şiirler sığdırmıştı. Ölümünden sonra şiirleri Salah Birsel eliyle kitaplaştı. Rüştü Onur, bugünün meraklı okuru için hâlâ bir iç burukluğudur. Salah Birsel’in şiirinde dediği gibi: “İnanın sözüme şairler / Üçer beşer söneceğiz / Yirmi ikiye varmadan / Rüştü gibi öleceğiz”. Muzaffer Tayyip Uslu da tıpkı arkadaşı Rüştü Onur gibi veremden öldü. Muzaffer Tayyip, lisede Behçet Necatigil’in öğrencisi olmuş, şiirlerinde hep üzgünlük içinde yaşamanın güzelliğini anlatmıştı. Rüştü Onur’la ölümdeki kaderleri gibi, kitaptaki kaderleri de benzeşti ve Muzaffer Tayyip, Necati Cumalı’nın hazırladığı tek kitabıyla bilinir oldu. “Üzgünlük içinde yaşamanın güzelliği” günümüz insanına ne anlatır? Muzaffer Tayyip’in şu dizeleri ne anlatırsa onu: “Mesela gökyüzü / Maviydi alabildiğine / İnsanlar dalıp gitmişti / Kendi âlemine”.

Uzun yaşayan, tek kitap yazanlar
Edebiyatımızda tek kitaplıların daha çok şairler olması şaşırtıcı değil; çünkü onlar daha “genç ölüyor”. Elbette, bunun istisnaları da var. Örnekse, 73 yıllık yaşamından geriye sadece bir kitap bırakmayı tercih eden (başaran mı demeliyiz?) Halim Şefik Güzelson. Halim Şefik’in Otopsi adlı tek kitabı için Melih Cevdet Anday’ın, “Halim Şefik bu küçücük kitabı ile kırk yıllık şiirimizi temize çıkarmıştır.” dediği de düşünülürse, şairin tavrına hayranlık duymamak mümkün değil.

Uzun yaşayıp tek kitapla yetinmeyi bilen bir başka şair de Cumhuriyet öncesi dönemde Rıza Tevfik Bölükbaşı. Özellikle hece vezninin yaygınlaşmasında azımsanmayacak bir işlev gören Rıza Tevfik şiiri Beş Hececiler’i de etkilemişti. Döneminin en lirik şairlerinden “Feylesof Rıza”nın şiirleri Serâb-ı Ömrüm adlı tek şiir kitabında okunmayı bekliyor.

Şairin yazgısı: Gencölmek
İç burkan başka bir tek kitap da şimdi artık sadece edebiyat araştırmacılarının ve birkaç meraklı okurun bildiği, 1940 tarihli “Ömür”. Kitabının yayımlanmasından bir yıl sonra 23 yaşında hayata veda eden Halit Asım, kimilerince Garip şiirinin habercisi olarak da nitelendiriliyor. Kısacık yaşamına bir kitap sığdıran Halit Asım, elinden düşürmediği Baudelaire’i, Mallarmé’yi, Necip Fazıl ve Ahmet Haşim’i iyi okumuş hattâ Nâzım’ın şiirini yakından izlemiş bir şair. Belki yeni basımını yapacak cesur bir yayınevi çıkmaz; ama “Ömür”, Türk şiirinde dönemine göre güçlü, imgeci bir kitap olarak hatırlanacak daima.

Hemen hemen o yılların bir başka tek kitaplı şairi de Mazlum Kenan Köstekçi. 1936’da, henüz 26 yaşındayken veremden ölen Köstekçi’den de geriye toplam 28 şiir kalmış. Şiirleri daha sonra babası tarafından kitaplaştırılan şairin, genellikle Şamdan adlı şiiriyle bilindiğini hatırlatmakta yarar var. Edebiyat tarihimizin pek açılmayan sayfalarında Mazlum Kenan Köstekçi’yi de göreceksiniz.

İzmirli şair Ali Rıza Ertan da 1979 yılında 35 yaşındayken dünyaya veda etmişti. Dönemeç dergisinin de kurucularından olan şairi, Hilmi Yavuz’un “Ali Rıza Ertan’a Ağıt” şiirinden ve Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanan Düşkırımı adlı tek şiir kitabından bileceksiniz.

40’lı yılların sonundan yaşıt iki şair aynı kaderi paylaşıyor: Ender Sarıyatı ve Arkadaş Z. Özger, ikisi de 1948 doğumlu, ikisi de otuzuna gelmeden ölmüş, ikisinden de geriye sadece birer şiir kitabı kalmış… Kısa ömrü yoksulluk içinde geçen Ender Sarıyatı, şiirlerini Soyut, Yordam, Dost gibi dergilerde yayımlamıştı. Bu şiirler, şairin ölümünden sonra “Ölüme Direnen Şiirler” adıyla kitaplaştı. Arkadaş Z. Özger’in dergi ve gazetelerde yayımlanan şiirleri de tıpkı Sarıyatı’nınkiler gibi, ölümünden sonra kitaplaştı. “Şiirler” adıyla yayımlanan kitap, daha sonra “Sevdadır” adını aldı.

1950 doğumlu Mustafa Irgat da 1995 yılına kadar süren yaşamında tek şiir kitabıyla yetinmeyi tercih etti. “Ait’siz Kimlik Kitabı” adını taşıyan yapıt, yayımlandığı dönemde şiir çevrelerinden ilgi görmüş, bazı usta şairlerin beğenisini kazanmış. “Ait’siz Kimlik Kitabı”, bugün belki eskisi kadar ‘güçlü’ görünmüyor; ama çağdaş Türk şiirinin serüvenindeki ‘önem’ini koruyor. İyi bir şiir okuruysanız, Mustafa Irgat’ı, Hulki Aktunç’un “ölmeyi bitirdin Mustafa” dizesinden de anımsayacaksınız.

Edebiyatımızın yakın geçmişinde, tek kitap bırakıp aramızdan çekilen şairler bunlarla sınırlı değil. Tek şiir kitabı “Satranç Dersleri‘ni yayımladığı ay askerdeyken intihar eden İlhami Çiçek var, örneğin. Sonra, 27 yaşındayken kendini asıp dünyayı geride kalanlara bırakan, kırgınlığının izlerini elimizdeki tek kitabı “Şubatta Saklambaç”ta bulduğumuz Zafer Ekin Karabay var. Bir başka müntehir, Kadıköy’de bir otelde intihar edip “KA N” adlı kitabıyla dünyada bir yankı bırakan Kaan İnce var. Kimselerin adını bilmediği, “Kozmik Çekirdek” adlı şiir dosyası geçen yıl kitaplaşan, 1993’te dünyaya veda etmiş Aykut O. Antmen var. Yine şiir dosyası, ölümünün ardından arkadaşları tarafından Harflerin Ülkesi adıyla kitaplaştırılan Hüseyin Alacatlı (1967-23 Mayıs 2002)…

Söz konusu şiir olduğunda, tek kitaplılara örnek çok da başka türlerde bu denli zengin bir liste bulmak mümkün değil. Ama şiir dışında da ilginç örnekler var: Eser Gürson gibi. 2002 yılında yitirdiğimiz Eser Gürson da bilimsel ve nesnel eleştirinin gelişmesine önemli bir katkı sayılabilecek tek kitabı “Edebiyattan Yana” ile eleştiri tarihimizde saygın bir yer edindi kendine. (Kitaplık dergisi geçen ay, Gürson’un “İlhan Berk’i Derleyip Toplama Denemesi” adlı çalışmasını minik bir kitap halinde hediye etti okurlara; ama bu Eser Gürson’un hâlâ tek kitaplı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.)

Yukarıdaki kabarık liste, sessizliğin, çekilmenin de (hangi sebepten olursa olsun) edebiyata yakıştığını gösteriyor. “Bu yazarlar/şairler niçin tek kitap yayımladılar?” sorusunu pekâlâ, “Neden birden çok kitap yazıyorlar?” diye de sorabilirdik. Bu dosyayı hazırlama sebebimiz, içi boş niceliğe tepki göstermek kadar, edebiyatta iyi yazma endişesi, her metnin akarsuya bırakılan mektup olduğu duygusuyla yazıldığı gibi hislerin de var olduğunu okurun aklına düşürmek. Şimdi bu yapıtları ve ötekileri dilediğiniz gibi okuyabilirsiniz: Yazılır ve şişe denize atılır. Geriye kalan her şey edebiyattır.

Özge YALIN, Zaman Gazetesi, Kitap Zamanı Eki, 2007

Yazar Hakkında

İlhami Çiçek

1954-1983) Erzurum-Oltu doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Oltu’da yaptı. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunu. Öğretmenlik yaptı. Edebiyat dergisi şairleri arasında yeraldı. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak genç yaşta öldü. Satranç Dersleri adlı şiir kitabı ölümünden kısa bir süre önce yayımlandı. 1991′de, şiirleri, öyküleri ve hakkında yazılanların yeraldığı Göğ Ekin (İlhami Çiçek’in Anısına) adlı bir kitap yayımlandı.

Yorum Ekleyin