Satranç dersleri

-İlhamı Çiçek için-
Surlarından giriyorum şehrine satrancın
Güneşi kikirdeyen kızlara sorarak
Kitap küfleri, kalem kırıkları, şiir eskizleri, buğday sarısı
Gibi sararmış ve ben yokum diyen yüzler arasından
işiyor taşların oyununda varlık olarak yokluğum
Bozulan büyüsünde ölümün bir ezgidir gezinir dudaklarda
Âyin mesnevisi.
Ve satranç aslında şairlere yakışır fesleğenler ırgalandıkça
Ağır bir hüküm asılmış gönlümün burçlarına
Yıllar yılı kesik başımı saklamışım mahcup -örtülerle
Şadırvanlar, güvercinler dindirmiyor artık yüreğimdeki kabuklaşmış sızıyı
Kıyameti bekler gibi yaşıyorum kendi kıyametim içinde
Mızıkamı, bir de isli lâmbamı alıp yollara mı düşmeliyim
Ah! Canım annem, kara inmiş gözlerini tütsülüyor buhurumeryemle
Hıçkırıklarla süslüyor gurbetin bir ucunda yazlarını, kışlarını
Uzak kaderler için merhametin kanatları kırık
Dili çözülmemiş odalar yaslı.
Beyaz haberler midir beyazın açılış harikası
Hayretteyim şiirin gül hâllerini seçer oldum
Döne döne buzları kırıp ilâhî kuğular gibi
Suların üstünde baştan beri nisan ayini -yakılsam mı
Sen misin bilemem satranç zamanları uzandıkça uzaklığımın ağıtı
Karlı dağlar arkasına -yıkılsam mı
Kayalardan mucizevî sıçrayışlarla inerken bir geyik sürüsü
İlhami Çiçek diye işliyor ölümsüzlük kitabesini karelere
Hüsün terzisi.
Atların adımları zehirli bir kılıç gibi düşüyor ruhuma
Leylâklar, zakkumlar arasından geçip ebedî hatıralarla
Mat olmak yok -kendi çıkmazında sür taşını esrik ve yalnız
Nergis saçlarına bahçevan ben olsam, kırağı çalmış gönlüme güneş sen
Umutsuzluğun şarkısı gibi bitiyorken akşamlı gün -yalan dünya
Çınlasın, çınladıkça kavdan bir kuyudur ömrüm tutuşur bir çıngıyla
Alev alır gövdem, bir vadi gibi hışırdar aşkın ve eşyanın şerhini
Durmadan, dumanlar içinde zikrederek lisân-ı hafî ile seni
Kâf-ı dil ankası.
Beni söylen beni ki kimim ben bu şi’rpençe atlasında
Şah çekmiş bir şair miyim İdris peygamber gibi söz tahtasında
Ey gül ruhlu sevgili! sürelim atları kaleye doğru bir sen ü bir ben
Ateş eşiğinde bir kader çiziyor taşların açmazına
Dil pâdişehi.
Kitapları açık bırakır gibi şahın önünü açıp gereksiz bir dokunuşla
Kör bir uçuşla ölüme gidiyorum kimseyle paylaşmadığım memnu ölüme ve ölüme
Uzaklara bakarak Tanrım, kendi ateşimi yaktığım uzaklara.
İsmail KARAKURT, Mahrem Mecazlar, Hece yay., Ankara, 1999



Leave a Reply