Kemal Çiçek’in oğlu İlhami’ye dair

Taşkın bir inancın,
coşkun bir mizacın,
olgun bi ağabeyliğin,
gözyaşartıcı bir cömertliğin,
becerikli iyilik örgütçülüğünün,
ferahlık ve inşirah sunan bir dostluğun,
nasır bağlamasın diye sık sık kanatılan bir vicdanın,
şeytanı düşman bilen ve tuzaklarına karşı tetikte duran bir dikkatin,
gizemli hikmetlere ve tanrısal tecellilere duyarlı bir aklın,
acımaya ve bağışlamaya yatkın bir yüreğin,
gülüşün ve gözyaşının,
azmin ve tevekkülün,
yiğitliğin ve tevazuun,
başkaldırının ve hakseverliğin,
eleştirinin ve hoşgörünün,
tarih ve ahiret bilincinin,
ciddiyetin ve nüktenin,
onur ve namus bağlılığının,
aşkın ve özverinin,
zulme, küfre ve ihanete nefretin,
müslümanlık maskeli haksızlıklara öfkenin…
belleğimi yokladıkça anımsamaktan mutluluk duyduğum sayısız erdemin
olağanüstü, eşsiz timsali: Kemal Ağabey.
İlhami Çiçek, işte böyle bir babanın oğlu.
Derin dadaş,
Saygı uyandıran bir duruş.
Titiz tiryaki.
Dalgın: Göğe, geleneğe, tarihe, geleceğe dalışlar yapıyor. Yalnızca kendi içine daldığını sananlar oluyor.
Dede Korkut’u da dinliyor. Kemal Tahir’i de.
‘Karangu / bungu / ayımızı örten kadavra’
Yaygaraya, slogana, propagandaya, gösteriye, gösterişe hiç yüz vermiyor.
Yüzeyin değil düzeyin peşinde.
Sıradan bir ayna değil gözleri: Beynine bağlı.
Beyin kıvrımlarında güncelin yapraklarından çok tarihin damarları saklı.
Beyniyle kalbi, kalbi ile ruhu çatışmasın diye çabalayıp duruyor.
Emeğin dostu, beleşçiliğin düşmanı.
kabalıktan da hoşlanmıyor, kalabalıktan da.
Kimselerin kulak asmadığı türkülere tutuluyor.
Anadolu gömüsünün o seslerde, o sözlerde, o ezgilerde gizlendiğini umuyor.
Şifalı bitkileri tutuyor.
İçtenliğine tutunuyor.
Hep içtenliği arıyor, buluyor: bulunca hiç bırakmıyor. Günlük siyasete uzak duruşu, belki bundan.
İçini şiirine güzelce dökmek istiyor. Yaşadığıyla özlediğini birleştiriyori anılarıyla düşlerini el ele buluşturuyor.
Bilgiyle berkitilmiş inancını, bilgeliğe yaslanan aklını: eylemi besleyen, umudu ateşleyen aşkını döküyor dizelere. Cüzzamı, esrimeyi, üşümeyi, kuşkuyu, yalnızlığı, faniliği ve hüznü ve en çok hüznü duyuyor, duyuruyor; görüyor, gösteriyor.
yalnız hüznü vardır kalbi olanın
hüzün öylece orta yerdedir
tuhaf bir yarma yaşanıyordur
çepçevre şeytan kilitleri
sınav*
Sınav sürüyor<
Erzurum’da o hasır iskemleli kahvede, ‘yüksek evler’, ‘yitik kadın yüzleri’ çizen ressamın, gözsüz bir cenin resmi çizerken ağlayan, sonra bütün resimlerini yırtıp kayıplara karışan o ressamın aradığı şeyi, ‘belki derin bir gök resmini’, ‘ye’si biçen o eşsiz kılıncı gürbüz hamleyi’ yazıyor İlhami.
Yazı ile yazgı kucaklaşıyor. Yargı yaklaşıyor. Kemal Çiçekoğlu İlhami’nin iyi oyununa -bana sorulur mu bilmem ama- tanıklık etmeye hazırım.
İbrahim Demirci


merhaba
İbrahim Demirci’nin yazısında şöyle bir cümle gördüm: “Yüreğin değil düzeyin peşinde”.
Doğrusu şudur: “Yüzeyin değil düzeyin peşinde”
Düzeltirseniz sevinirim.
Merhaba İbrahim Bey,
İlgili sehvi doğruya tashih ettik. İkâzınız için müteşekkiriz.