
/ölüm müydü o yalınlık/ Şair duyarlılığı dediğimiz olgu insan hayatını cehenneme çevirmeye meyyaldir. Şair ki bütün duygularını sınırda yaşayan insan demektir. Hayatın, baş edilmesi

“Yalnızca şiir geleneğimizin biçimlerinden değil, geleneksel düşünce içeriğinden de yola çıkarak günümüzün şiir yapısı içinde çatışma ve açmazlarını ince bir duyarlıkla yansıtan bir ozan.” İlhami Çiçek bundan altı yıl önce öldüğünde, böyle tanıtılıyordu bir gazete

“çağı binip cübbesinden gözü kara süvariler çıkaran o beyaz taş oyuncusunu nerde bulmalı tutup üzengisinden öpüp koklamalı”

Sağ şiirin, hâlâ İkinci Yeni’nin ilk yıllarındaki “imgeleri yenileme, canlandırma” dönemini yaşayan bir örneği İlhami Çiçek’in şiirleri. “her şey eninde sonunda sessizdir

İki bölümden oluşan kitapta 10 şiir var. 1. bölümü oluşturan ve kitaba adını veren Satranç Dersleri şiiri, kendi içinde 8 bölüm olup, kitabın yarısını almaktadır. Dergide yayınlandığı yıllarda da hayli dikkat çeken bu şiirde, satranç oyununda

“ve hep bir yaprak değil miyiz ki bir zaman yarıp çıkmak serüveninde özdalımızı” Caneriği

Yıl 1983. Erzincan’da askerim. Bir mola vakti. Yazın kavurucu sıcağı altında herkes kısa molanın tadını çıkarmaya çalışıyor. İleride, güneşin altında, acı çektiği her halinden belli olan, yeşilliğe yarı uzanmış halde biri duruyor. Gözüm ısırıyor bir yerlerden. Derken o da benim kendisine baktığımı fark edip

“umut kesilmiyorsa dostlarım kesip barikatlar kurarak kangrenli gövdemizden şurda güneşe ne kaldı”

En çok hüzünle oturup kalktık, hüzünle söyleştik, hüzünle hâlleştik. Hüznün şiirini yazdık hep. Neden? Gençliğimizin o ele avuca sığmaz yaşantısının şiiri değildi de hüznün ve acının şiiri? Gerçekten delişmen, ele avuca sığmaz bir gençlik mi yaşadık? Hayır. Yaşımızın şiirini yazmadık. Daha doğrusu, yaşımızı

Kim bilir şimdilerde “Satranç Dersleri”ni? Okumak istediklerinde bir elim veriyor kitabı bir elim geri çekiyor gibi, arkadaşlara. Hem okunsun istiyor, hem de okunmasın. “Göğekin” gibi biçilen çocuk, “o beyaz taş oyuncusu”nu buldu mu?