İlhami Çiçek’in yayımlanmamış bir şiiri
Satranç Dersleri isimli şiiriyle akıllarda yer alan İlhami Çiçek, Çağdaş Türk Şiiri’nin önemli temsilcilerinden biridir. 1954 yılında Erzurum’un Oltu ilçesinde dünyaya gelen Çiçek, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunudur. 14 Haziran 1983’te Tokat’ta kısa dönem askerlik görevini yaparken intihar ederek hayatına son verdi.
Fakülte öğrencilik yıllarında şiirle içli dışlı olmaya başladı. Şiirde eski, yeni, halk tarzı ayırımı yapmadı. Hepsine ayrı bir önem verdi. Ancak, divan şiirine duyduğu ilgi biraz daha farklıydı. Yine aynı yıllarında Erzurum’un mahallî gazetelerinde de köşe yazıları yazdı. İlhami Çiçeğin, ölümünden bir ay önce yayınlanmış tek şiir kitabı olan “Satranç Dersleri” ile 1991 yılında bütün şiir ve yazılarının toplandığı “Göğ Ekin” adlı iki kitabı bulunmaktadır.
İlhami Çiçek’in duygu ve düşünce dünyasına dair şu yorumlar yapılmıştır.
Arif Ay, “Sağlam, özgün bir şiiri vardı. Değişik bir söylem getirmişti şiirimize. Dünle bugünü kesiştirmiş, elde yalnız acı, hüzün ve ağıt kalmıştı.”
Ahmet Oktay, “Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirine Bir Bakış” başlıklı makalesinde, “Rahmetli İlhami Çiçek’in şiirinde gizilgüç halinde bir günah ve zina korkusuna ilişkin imgelere rastlanmaktadır. Korkunun varlığı, söylemek gerekir ki, arzunun varlığının da göstergesidir.”
Ali Ömer Akbulut, “Şair ve Deli” adlı kitabında, “İnsanlığın tüm serüvenini bir delilik nöbetinin tekbir dakikasında yaşa”mış gibidir. Ayşe Şaşa, İlhami Çiçek, Nilgün Marmara, Kleist, Zweig, Plath, Sexton, Lowell, Van Gogh kendi ölümlerine koşmuşlardır.
A. Can Türker, “Kitap Okumanın Zararları” adlı kitabında, “Beni intihar ettiler.” Bu sözün sahibi A. Artoud’ın ardından Kaan İnce’yi ve İlhami Çiçek’i de intihar ettiler. Ben ne yazık ki, onlar kadar kaçamadım. Bu yüzden tek bir intiharcılardan özür diliyorum. Evet size ihanet ettim. Sizden başka herkes fazlasıyla hak ediyordu ihanetimi…
1994 yılında Âşık Hüseyin Sümmanioğlu üzerine bitirme tezini hazırlarken, Sümmanioğlu’nun biriktirmiş olduğu şiir varakları arasında İlhami Çiçek imzalı bir şiirle karşılaştım. Sümmanioğlu’na heyecanla göstererek, şiirin hikâyesini sordum. O da, “İlhami Çiçek’le daha önceden görüşürdük. Askere gitmeden kısa bir süre önce de bir yakınıyla bana bir şiir göndermişti. Bu şiire cevap yazmıştım ancak, gönderemeden ölüm haberini aldım.” Diye söyledi.
11’li hece vezni ile yazılan şiir, Çiçek’in kullanmadığı bir şekildir. Bu şiirinde, şair yalnızlığını, acılarını, kederlerini en iyi şekilde ifade etmektedir. Biraz da Çiçek’in ruh halinden pasajlar olan bu şiir, hem İlhami Çiçek’in kendi el yazısı olması, hem de âşık tarzında yazılmış olması bakımından önemlidir. Şiirin orijinalini ve Sümmanioğlu’nun bu şiire verdiği cevabı yayınlayarak, okuyucularla bu heyecanı paylaşmak istiyorum.
Dinle şair dinle sözlerim sana
İçerden sevdalı nakışın var mı
Neden boynun büktün bana baksana
Nilüfere benzer kokuşun var mı
Kimse bilmez yüce dağın karını
Aklar mı bürümüş şakaklarını
Darıldığın zaman yapraklarını
Hazan vurmuş gibi döküşün var mı
Önem verir misin büyük gayeye
Yoksa boş mu verirsin sen de her şeye
Darıldığın zaman kahpe feleğe
Ah! Of! Diyerek iç çekişin var mı
Bülbül ses verir mi ey âşık sesen
Seher yeli midir başında esen
Şiir dünyasına gider misin sen
Yoksa bundan başka çok işin var mı
Sevda mıdır alevlenen dilinde
Kırık mıdır sazın teli elinde
Leylâ’ya yâr olup aşkın yolunda
Çağlayanlar gibi akışın var mı
Ey âşık sende bir şeyler var gibi
Gözlerin derinden hep ağlar gibi
Savaşı kazanmış hükümdar gibi
Şiire tepeden bakışın var mı
Hiç uğradın mı sen bülbül köşküne
Hepsi kin bağlamışlar gül köşküne
İlhami der âşık gönül köşküne
Sevda bayrağını dikişin var mı
Sümmanioğlu’nun Cevabı:
Sevda boyağına girip boyanan
Bin bir örnek alır nakışsız olmaz
Nilüfer yaprağına yatıp uyanan
Misk-i anber gibi kokuşsuz olmaz
Gezen bilir yüce dağın karını
Bazen de ak bürür şakaklarını
Erişir sonbahar yapraklarını
Eser sâm rüzgârı döküşsüz olmaz
Uzak olmam bana yarar gayeden
Elim sermayem cürm-i iradem
Ezelden Leylâma kıldığım vadem
İçin için âh! of! çekişsiz olmaz
Âvâzım dengi bülbül âvâzı
Seher yeli gibi kıldım pervâzı
Şiir dünyasına uğrarım bazı
Ömr-i dünyada çok işsiz olmaz
Sevda ateşidir yaktı dilimi
Bozuk sazdan felek kırdı telimi
Dağlar perde çekmiş koymaz yolumu
Yine seylâb gibi akışsız olmaz
Bu menzilde yorgun değil kanadım
Tenhalarda yaşın yaşın ağladım
Al çıkarıp karaları bağladım
Leylâsını arayan bakışsız olmaz
Dertli bülbül minnet etmez üç güne
Sümmanoğlu kin yakışmaz düşküne
Bayraktarım bu sevdanın köşküne
Nitekim ay yıldız dikişsiz olmaz
Abdulkadir ERKAL
Ata. Üni. Türkiyat Arş. Enst.Uzmanı




Yorum Ekleyin