İlhami Çiçek ve Satranç Dersleri I

İlhami Çiçek’ten bahsederken, standart şiir normlarına göre değil, iç dünyamda bulduğu yankıya göre cümleler kurmak istiyorum, zira şair, yaşantısı ve sonuyla, olasılığın ve olmalılığın çok dışında bir adamdı, ki standartları sevme hakkını ona, bizatihi standardın kendisi hiç vermedi.
Muhakkak, arkasından okunacak bir fatihayı eksiltme ihtimalini İlhami Çiçek de göze almazdı ama dedik ya, olağanlık İlhami Çiçek’i reddetti, İlhami Çiçek olağanlığı değil.
Bu sebepten, kriterler ne der ne demezi değil, kıymetli şair bana ne der onu anlatmayı deneyeceğim:
Şiirlerinden karakter çıkarsaması yapmak için kendimi zorlamıyorum ama örneğin şu dizeyi -dizeleri- okuduğumda İlhami Çiçek bana, etiketlenmemiş cevherleri görmekte -kimsenin istemeyeceği kadar- mahir; her sabah yanından geçip gittiğimiz tartıcı çocuğun yanından geçse, çocuğun beynindeki fırtınadan ceketi savrulacak bir adammış gibi geliyor.
Ve yine bana öyle geliyor ki bu hassasiyete sahip olmak isteyip istemeyeceği sorulsaydı İlhami Çiçek’e, kesinlikle istemezdi:
Zira
“yazsak defterlere sığar mıydı
şah açmazında vezirin ölümcül tutkusunu”*
Bakanın mağruriyet mevkiinde göreceği vezirde, kapana kısılmışlık, değmeze ölmenin onur kırıklığı ve mecburi bir canını hiçe sayma görmek, ya da:
“yerine göre piyon da bir tufandır
içinde hep bir vezir sürekli mahzun
düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun
günbatımlarını çağrıştırır”
Oyunlarımızda sekizer sekizer harcadığımız, gözden çıkardığımız bile değil çünkü zaten hiç göze sokmadığımız “piyon”ların içindeki asaleti ve yine o asaletle “vuruluşunu” günün batması kadar hazin bir sonla denkleştirmesi - ben bunu ancak bir askerin vurulup yere düşmesi olarak tahayyül edebilirim-, bunu zoraki yapmayıp hayatının bu minval üzere olduğu da düşünülürse, bu istem dışı düşünüş biçimi şairi kısa ömründe pek huzura kavuşturmamış olmalı.
İşte bu sebepten, hep kasvet(!)li, hep beşinci boyutlu gözlüklü, hep “hüznü uçlarından dolanan” bir adam olarak kaldı aklımda İlhami Çiçek.
İlhami Çiçek’in, soyut kullanma, daha doğrusu soyut algılama yeteneği için, yetenek demenin az geleceğini, şairin bu yönde - yine bence zaptedemediği- bir dehaya sahip olduğu yazdıklarında ayan beyan görünüyor:
“sen ey atını kaybeden oyuncu
bir ilkyazdan koca bir güzyontan adam
bırak oyunu
artık
öyle bir ıssızlık düşle ki içinde
yeryüzünü kişnesin
bizim atlar”
At, iyi bir oyuncu için satrancın en kıvrak en iyi taşıdır. At, iyi bir oyuncu için, satrancın, bir beden riske edip, en çok hamle yapan ve en çok beden alan taşıdır. At, iyi bir oyuncu için şahın canı tehlikeye girdiğinde ona en hızlı ulaşacak cankurtaranıdır. Ve at, sahibi için de bütün bunların aynıdır. Ve at, İlhami Çiçek için ne sadece bir taş, ne sadece bir hayvan, kimliğini tam olarak bilemeyeceğimiz bir mihenk taşıdır. Atını kaybetmiş bir oyuncuyu, yani o en önemlisini kaybetmiş adamı, ilkyazdan koca bir güzyontan ve en başından oyunu kaybeden olarak tanımlar. O kayıp, artık yeryüzüne kaybedilenin sözleriyle haykırılmak istenen bir ıssızlık getirmiştir İlhami Çiçek için.
İlhami Çiçek’in şiirlerinde sadece mana olarak değil, dil kurgusu olarak da pek çok ilk ve deha görmek mümkündür: “güzyontan” iki ayrı kelimeden yeni ve apayrı bir sıfat olmuş, “yeryüzünü kişnesin bizim atlar” ise, dilbilgisi literatüründe olmayan yeni bir anlam bulmuştur.
Şiirin bütünüyle İlhami Çiçek’in düşünüş biçimi bütünleştirmek gerekirse, İlhami Çiçek için satranç bir oyun değil hayatın ta kendisidir. Elbette bunu, İlhami Çiçek için hayat sadece bir oyundur şeklinde de ifade edebiliriz fakat bu ifade ediş, onun hayatı basit teferruatsız ve eleme layık olmayacak bir gel git olarak algıladığı fikrine sebep olabilir ki bu da şairi bütünüyle yanlış anlamamıza sebep olur. Bu yüzden, ilk ifade, yani satrancın, İlhami Çiçek için hayatın ta kendisi olduğu cümlesi, fikri beyan konusunda daha yerinde olacaktır.
Zira
“nicoldu onca oyuncu
oyarak
ette oyuk seyirmesinden
oyun kurarlardı”* cümlelerindeki, özellikle “nicoldu onca oyuncu” ifadesi, “nerde yeryüzüne gelip saltanat kurmuş onca insan” sezenişiyle söylenmiştir.
Elif Bilge DOĞAN


Leave a Reply