İlhami Çiçek (Oltu 1954 - Tokat 1983)

Halk âşıklarının deyişlerine çocukluğunda aşık oldu. Şiire karşı alâkası da bu yaşlarda uyandı. Lise’deyken yazdığı “Otel Odası” adlı şiiri Adımlar dergisinin açtığı şiir yarışmasında birincilik kazandı.
Ortaokul ve liseyi Oltu’da bitiren şair, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yüksek öğrenimini tamamladı. Üniversite yıllarında Halk Edebiyatı’na ilişkin çalışmaları Erzurum’un mahalli gazetelerinde yayımlandı. Daha sonra Nuri Pakdil’in yönettiği Edebiyat Dergisi’nde görünen Çiçek, derginin sürekli şairlerinden biri oldu. Bu dergide yayımlanan şiirleri bu yıl içerisinde, Satranç Dersleri adıyla Kitap olarak toplandı. Şiirin yanı sıra, hikâye ve denemeler de yazan Çiçek’in bu ürünleri yayımlanmadı. İlhami Çiçek, daha önce yakalandığı sara hastalığına ait bir kriz sonrasında vefât etti. (14.06.1983)
Şairin, “entelektüel ve Müslüman bir zihne sahip olduğunu” (Hamle, Kültür/Sanat/Edebiyat Bölümü); “yalnızca şiir geleneğimizin biçimlerinden değil, geleneksel düşünce içeriğinden de yola çıkarak günümüzün şiir yapısı içinde çağımızın çatışma ve açmazlarını ince bir duyarlılıkla yansıtan bir ozan” (Cumhuriyet, Yayın Dünyası) olduğunu vurgulayan yazılar, şairin vefatından duyulan acıları dile getiriyordu.
Şairin tek eseri, Satranç Dersleri, Edebiyat Dergisi Yayınları’nın 40. kitabı olarak neşredildi. Kitap iki bölümde müteşekkil. İlk bölüm kitaba adını veren, sekiz kısımlık uzun bir şiirden meydana geliyor. Şair burada, satranç oyununu odağına alan deruni bir mecazla uzlaşmazlıklarını ve tedirginliklerini söylüyor. Söylüyor diyoruz, zira, şairin gerçekten ince ve titrek bir söyleyişi var.
Şehirli bir melâlle kotardığı mısralar zaman zaman orijinal noktalara varmaktadır:
“ıssız ve dokunaklı
diye sormadım çünkü ben
ağlayanları severim ve güzeldir ağlamak
denebilir ki
bir insan en
çok ağlarken güzeldir
vakit de akşamdı dışarıda kar vardı
kar yüzyıllardır alabildiğine vardı
insanlar doğar konardı konar göçerdi.” (s. 29)
Yukarıdaki kısımdan önce gelen mısralar, şairin zaman zaman haykırabildiğini de göstermektedir:
“intikam içli bir marştır gerçekte
bir ara ses aygıtını yırtarak çıkarılırdı
o şimdi
dışlanmış bir taş olarak
karlı kış gecelerinde
acılı bir genç şairin her geçişte
hüznüne tanık olduğu
donuk bir kümbet denli müşahhas.” (s. 28)
Çiçek, mısra kurmadaki ustalığını belirli şiirlerine değil, bütün şiirlerine yansıtıyor ve bulduğu ustalıkları tekrarlamaktan ısrarla kaçınıyor. Kitabın ikinci bölümünde daha bir açımlanmış şiirlerle karşımızdadır şair: Kendisiyle çatışık, evrensel karşı karşıya bir şiir evreninde yüzen şair, ısrarla bir “bireyin türküsü”nü söyler:
“Umut kesilmiyorsa dostlarım
kesip
barikatlar kurarak kangrenli gövdemizden
şurada güneşe kaldı…” (Canlar)
Bu durum şu şiirinde açıkça gözlemlenebilir:
“kendini bildi bileli
yalnız
konumuyla ilgili yalnızlığında
gerçekten yalnız olduğunu sanarak
çıldıran
korkunç kalabalık bir adamdı dünya” (Bir Huylanışın Öyküsü)
Tek kitap ve bu kitapta yer alan birkaç şiir, bize iyi bir şairi kaybettiğimizi sık sık hatırlatacak.
1984 tarihli Türkiye Kültür Sanat Yıllığı eserinde yayımlandı.



Leave a Reply