Günaydın

sırtlarda
gözün besini aydır
ağlayan bir ceylandır gece
neden sonra
suyun ruhu olan sesi
sesin giysisi olan sudan
soyutlamadan
tapınmadaki şiire yoğurarak
dağda
yalnız bir adamsın
tutun bir enli taşa yaslandın
toprak
aşağıda giyinik yukarıda çıplak
içerlere doğru kaygan etinden
gizemli ışınlar fırlatarak
kanına girdi
kuşatıldın bu gök bu rüya
aynan kılıfından fırladı gibi
hani şu çocuklara özgü
mavi kumaşlardan örülü
bir kumaş olan sevda
gül ve kiraz gibi
gök nerde başlıyor nerde bitiyordu
ay bir anne gibi
hep anne alabildiğine anne gibi
okşamasını nasıl da biliyordu
kent bitti şimdi dağ dönemi
saçlarını savuran bu esinti yeni
silindi eski sığmazlıkların
yeni sığmazlığa günaydın
Edebiyat Dergisi’nin Mart 1981 tarih ve 38+74. sayısında yayımlanmıştır.



Leave a Reply