Buruk bir andaç

Yıl 1975. İlk kez görüyorum Palandöken’i; börkünü giymiş bir derviş heybetiyle karşımızda. Her yer kar. İnsanı üşüten değil, ısıtan bir soğuk.
Bu, Erzurum soğuğu.
Üniversitedeyim. İlk kez karşılaşıyoruz: Tanıştırıyor Ali Göçer, Fuat Altınsoy; el sıkışıyoruz, kucaklaşıyoruz İlhami Çiçek’le. Her ders arası buluşuyoruz kantinde. Hep suskun. Hepimizin genel özelliği bu: Suskunluk. Az konuşuyoruz ya, ‘öz’ oluyor konuştuklarımız. Çağ, insan, sanat-edebiyat oluyor konumuz da. Bu ilk tanışma, gün gün boyutlanarak anlamlı bir birlikteliğe dönüşüyor.
Ankara’dayız. Soluk alıp verdiğimiz tek yer: Edebiyat’ın yönetim evi. O, Kırıkkale Lisesi’nde edebiyat öğretmeni ya, hemen hemen her gün Edebiyat’ın yönetim evindeyiz. Şiirler, yazılar, oyunlar, öyküler… Edebiyat’ın hazırlanışı, kotarılışı, postalanışı tüm yeryüzüne.
Sonra İstanbul. Hemen hemen her ayın birinci günü Erenköy’deyiz. Aylık bakımı, onarımı; içimizin, dışımızın. Yeryüzüne, insana değgin saptayımlar, kararlar; sanatın, edebiyatın özgün, özgül oluşumu. Yumağın katlana katlana büyümesi.
Yıl 1983. Tokat’ta kısa dönem askerlik. Ben geliyorum, O gidiyor Tokat’a. Sıkıntıyı aşan bir şey. Tam bir karabasan, günler.
Son olarak, Mevki Hastanesi’nin bodrumunda görüşüyoruz. Koridorda; “Bahçeye bile çıkartmıyorlar” diyor. “Sabret” diyorum, “Geçecek bu günler, yeter ki biz direncimizi yitirmeyelim” diyorum. Kitap, dergi götürüyorum ertesi gün. Kucaklaşıp ayrılıyoruz.
Mektubu geliyor Tokat’tan. Ne bilirdik bu mektubun bir veda mektubu olduğunu:
“Sayın Arif Ay,
Selâm, saygı ve bağlılıklarımı sunarım.İyiyim. Hamdolsun.20.5.1983’te [Ölümünden yaklaşık 3 hafta önce, Hüseyin Cahid Doğan], Ali Karaçalı’yla birlikte Turan Koç’a gittik. Gece yarısı kaldırdık. Sabahladık. Bizi görünce çok heyecanlandı. Bundan yararlanarak onu bir iyice konuşturduk. Nasibimizi aldık.Bir gece kaldık, döndük.Karaçalı da, ben de sevinç içindeyiz.Yenilendik, bilendik, açıldık.
Güzel arkadaşlarımıza saygılarımızı, selâmlarımızı iletin.
Bağlılıklarımızla.
İlhami Çiçek-Ali Karaçalı”
İlhami Çiçek, yiğit arkadaşımız, gittin, anıların, kitabın kaldı bize, zamana, buruk bir andaç olarak. Tanrı’dan sonsuz rahmet diliyoruz.
Hep deriz ya arkadaşım, biz, kökü bu toprağın derinliklerinde olan bir ağacız. Bir dal kırılır, bin dal göveririz. Bak, sen ne güzel söylüyorsun şiirinde:
“… döndü halk ve cüzzam ne gün yürüdü
ve hep bir yaprak değil miyiz ki
bir zaman yarıp çıkmak serüveninde
özdalımızı
topu topu bir mevsimi yaşarız işte
müşa’şa’ bir sonbahar figüranıyız
hepimiz de
ve cüzzam ne gün yürüdü sormalı
değil mi ki ebabil
adil
bir infazın adıdır
ve insan
-ne şu ne bu-
iyioyunundan
sorulmayacak mıdır”
Edebiyat Dergisi Temmuz 1983 yılı, 38+102. sayısında yayımlanan, arkadaşı Arif Ay’ın yazısı.


Leave a Reply