
nicoldu onca oyuncu oyarak ette oyuk seyirmesinden oyun kurarlardı

uzun bir nehirdir satranç kıvrak ve uzatarak boynunu nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir

çökük bir kapı bir at kapaklanması resimde sağnak da var - bir adam sürekli ıslanıyor

“Bu son olsun” diyor kumral olanı. Saçlarını bir kere daha (alışkanlık işte) önden avuçlayarak, bir iyice gerip alnının derisini yineliyor. “Bu son olsun!” “Ne yani” diyor esmer olan, “bundan böyle hiç mi oynamayacaksın?” Ses yok.

Bir otel odasının karanlık köşesinde Fırtınanın sesini andırıyor nefesim, Kulağımda saatin hüzünlü tiktakları Karşımda ise beni parçalayan bir resim!

oralarda hala insanlar güç uğurlar kimselerini kandır sıkışır göğüste yukarı koşar helallaşırlar ayrılmadan

günlerden bir özge gün müdür yaprak dökümü müdür gizemli neylerin dağlar leyla albenisiyle mi donanmıştır bulutların doluktuğu

ve düşüyor şapkası adamın avluda kırık bir sürahi kargalar kokuya geliyor bozup bozup çan eskilerini

“Sayın Arif Ay, Selâm, saygı ve bağlılıklarımı sunarım. İyiyim. Hamdolsun.

“ve hep bir yaprak değil miyiz ki bir zaman yarıp çıkmak serüveninde özdalımızı” Caneriği