
Ora-lar: O yer-ler; söyleyenin "o" adılı sayesinde kendi adına adlandırdığı, işaretlediği yer-ler: Doğduğu, büyüdüğü, evlendiği, ölümle tanıştığı, dostlukla buluştuğu, hicranı, vuslatı, rikkati, kısaca hayatı öğrendiği ve kişisel tarihinin bir bölümünü yazdığı o yer-ler.

1980'de 'söz' oldu, nişanlandı Hamiyet Öğretmenle. 1981'de düğünü, 1982'de oğlu olu; Abdurrahman Nuri. Şehirli bir melâlle yazdığı mısralarla uzun uzun günbatımlarını çağrıştırdı. Yirmi dokuz kez yaşayabildi güz mevsimini. Müşa'şa' bir sonbahar figüranı olmaktan hep imtina etti. 14 Haziran 1983 Salı günü Tokat'ta Bir ilk yazdan koca bir güz yonttu. 'Göğekin'di, ...

topu topu bir mevsimi yaşarız işte müşa'şa' bir sonbahar figüranıyız hepimiz de

"Anlar birbirini kovalıyor ve biz buna zaman diyoruz. Narin kesitler… Devine devine saatleri, mevsimleri, yılları oluşturuyorlar. Hep akarlar mı böyle? Yoo, hiç de zorunlu değiller. Kesilebilir de bu akış, başa alınarak yeniden yaşatılabilir de. Ben anın içindeyim ve sorumluyum. Seçebilirim; bu konuda

İ. Eryiğit: Evet sayın Çiçek, -tabi şu anda duygularınızı geçmişe yöneltiyoruz ama biz de o duyguları üzülerek paylaşıyoruz. İsterseniz rahmetli İlhami Çiçek'i tüm yönleriyle tanıyan bir insan olarak görüşlerinizi alalım.

/ölüm müydü o yalınlık/ Şair duyarlılığı dediğimiz olgu insan hayatını cehenneme çevirmeye meyyaldir. Şair ki bütün duygularını sınırda yaşayan insan demektir. Hayatın, baş edilmesi

Sürücü, yardımcısının önce kızaran sonra giderek gerginleşen güneş yanığı yüzünü inceliyor aynadan. “Bana bak!” diyor genç yolcu, “Konuşma öyle! Yaşlısın diye ses etmiyorum, karışmam ha! Tövbe töbe!” Yardımcı araya girerek: “Ayıptır,” diyor, “bakın herkes size bakıyor.” Susuyorlar. O arada batıyor gün. Gece. Ay doğuyor hışırtıyla. Hışırtı, motorun sesini aşarak, doluşuveriyor ...

güpegündüzün kırıldı cam penceremde veda çınarın yaprağa anlattığından gün - bütün bir ceset gibi

‘Ben suluboyayla aklaştırdım bu evin duvarlarını baylar!’ dedi adam. ‘Bayanlar bu ev benim evim; yeşil kurbağaların ciyak ciyak öttüğü bir gecede atmıştım temelini, içinizde kim yadsıyabilir bu gerçeği?’ Hep birlikte onayladılar onu. ‘Evet bu ev senin’ dediler. ‘Bu ev senin’ diye yineledi Bay Başkan. ‘Andolsun ki

boşaltılmış şehirler kadar yalnızdır bir şehirde bir duvara asılı üfleyeni kalmamış kınalı bir kaval kadar mahzun